Zorunlu tatil

Girne-Taşucu seferleri ekonomik nedenlerden dolayı durdu

Fergün Denizcilik Şirketi, ekonomik sıkıntılar nedeniyle Girne-Taşucu arasındaki deniz otobüsü seferlerini durdurduklarını bildirerek, mevcut şartlarda mayıs ayına kadar seferlere başlamalarının zor göründüğünü vurguladı.
   TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Fergün Denizcilik Genel Müdürü Niyazi Güvenir, deniz yoluyla yolcu taşımacılığının çıkmaza girdiğini, bu şartlarda faaliyetlerini sürdürmelerinin zor olduğunu belirterek, devletten yardım beklediklerini söyledi.
   Yolcu sayısındaki düşüş, hava koşulları ve dövizdeki artışa bağlı olarak maliyetlerin artması nedeniyle 1-20 Ocak tarihleri arasında deniz otobüsü seferlerini askıya aldıklarını yineleyen Güvenir, 20 Ocak’tan sonra şubat tatili dolayısıyla öğrencilerin gidiş-gelişlerine yardımcı olmak için kısa süreliğine seferlere başlayabileceklerini kaydetti.
   Güvenir, “Seferlere başlasak bile bir hafta kadar yapabileceğiz. Bu ekonomik şartlar sürdükçe ve devlet de el atmadığı müddetçe büyük olasılıkla seferlerimizi mayıs ayına kadar askıya alacağız” şeklinde konuştu.
   Konunun günlerdir basında da yer almasına rağmen devlet yetkililerinden ve özellikle Bayındırlık Ulaştırma Bakanlığı’ndan ilgi görmediklerinden yakınan Güvenir, “Bakan bize randevu da vermiyor” dedi.
   Şirket, hükümetten sektöre akaryakıt sübvansiyonu, liman giriş çıkış vergilerinin TL alınması, KKTC bayraklı gemilere indirim oranının arttırılması ve gemilerle ilgili olarak gümrük memurlarının ek mesailerinin devlet tarafından ödenmesi talebinde bulunmuştu.
   Girne-Taşucu güzergahında yolcu taşımacılığı yapan tek şirket olan Fergün Denizcilik’in seferlerini askıya aldığı 1 Ocak’tan beri bu güzergahta yolcu seferi yapılmıyor, yük gemileri ise seferlerini sürdürüyor.
   Güvenir, deniz otobüsü seferlerinin yeniden başlatılıp başlatılmayacağına yapılacak değerlendirmenin ardından ileri günlerde karar verilerek açıklanacağını da ekledi.

Kanser tehdidi

Mağusa Limanı’na dökülen hayvan yemleri, kum, çimento ve hurdalar sadece çalışanların değil, bölge insanının sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor .

Ahmet İLKTAÇ
   Kanser hastalıklarında dünya beşincisi olan ülkemizde, bu kötü hastalığı tetikleyen tehlikeler karşısında gerekli önlemlerin alınmadığı görülüyor. Gazimağusa, Kuzey Kıbrıs genelinde ilk sırayı almasına karşın, bu tarihi kentimizin liman bölgesindeki faaliyetlerin tetikleyici olduğu bildirildi.
   Dış ülkelerden ithal edilen ve kimyasal madde içeren arpa, buğday ve mısır gibi dökme hayvan yemlerinin yanı sıra, dökme çimento ve kum yığınları ile hurdaların insan sağlığı açısından büyük tehlike oluşturduğu öne sürüldü.
   Bu durumdan liman işçilerinin büyük zarar gördüğü hatta, bir çalışanının kanser nedeniyle yaşamını yitirdiği, iki çalışanın da kanserle mücadele ettiği bildirildi.
   Limandan kaynaklanan sorunlar nedeniyle Mağusa’da yaşayan insanların büyük bir tedirginlik içinde olduğu belirtilirken, limanın hemen yanında bulunan ilkokul öğrencilerinin de tehlike altında altında olduğuna dikkat çekildi.
   Güç-Sen Genel Sekreteri Erol Emin, Mağusa Çevre Platformu Sözcüsü ve Mağusa Suriçi Derneği Başkan Yardımcısı Serdar Atai ile Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS) Gazimağusa Bölge Sorumlusu Ceyhun Ümiter, limanda yaşanan sorunları KIBRIS’a değerlendirdi.

Emin: İnsan sağlığı tehdit altında

   GÜÇ-SEN Genel Sekreteri Erol Emin, ülkemizin kanser vakaları sıralamasında beşinci sırada olduğunu anımsatarak, liman nedeniyle de kanser vakalarının en fazla Gazimağusa’da meydana geldiğini söyledi.
   Özellikle liman işçilerinin büyük zarar gördüğüne değinen Emin, bir liman çalışanının kanser nedeniyle yaşamını yitirdiğini, iki çalışanın da kanserle mücadele etmeye çalıştığını açıkladı.
   Daha önce ülkeye getirilen yanık un ve Silica kumunu anımsatan Erol Emin, geçtiğimiz günlerde ülkeye ithal edilen ve limanda boşaltımı süren kok kömürünün de uzmanlar tarafından zararlı olduğunun açıkladığını belirtti.
   Emin, dış ülkelerden ithal edilen ve içerlerinde kimyasal ilaç bulunan arpa, buğday ve mısır gibi dökme hayvan yemlerinin, çimento fabrikalarının ithal ettiği dökme çimentonun ve liman içerisinde ihraç edilmek için yığılan hurdaların insan sağlığı ve çevre açısından büyük tehlike oluşturduğunu söyledi.
   İthal edilen dökme hayvan yemlerinin içerisinde yüksek oranda kimyasal ilaçlar bulunduğunu belirten Emin, bu yemlerin boşaltımı sırasında çıkan tozun insan sağlığını ciddi şekilde tehdit ederken çevreyi de kirlettiğini ifade etti.
   2006 yılında Çevre Dairesi’nin boşaltım sırasında çıkan tozun insan sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini bildiren rapor yayımladığını anımsatan Emin, GÜÇ-SEN olarak 2006 yılından beri mücadele ettiklerini ancak hiçbir gelişme sağlayamadıklarını söyledi.

“Kanser yapar”

   Serbest Liman’nın sanayi bölgesine dönüştüğüne dikkat çeken Erol Emin, liman içerisinde çimento fabrikaları bulunduğunu ve fabrikaların ithal ettiği dökme çimentoların limana boşaltıldığı sırada hava kirliliği oluştuğunu ifade etti.
   Güney Kıbrıs ve KKTC’den toplanan tüm hurdaların ihraç edilmek için limana getirildiğini, bunun da görüntü ve çevre kirliliğine yol açtığını söyleyen Emin, 10 bin tonluk yüzer tersanenin de işlemler sırasında denizi ve havayı kirlettiğini belirtti.
   Emin, serbest limana yanık un ve Türkiye dahil hiçbir ülkenin kabul etmediği Silica kumunun boşaltıldığına dikkat çekerek, yanık unların uzun tartışmalardan sonra Dikmen Çöplüğü’ne, kumun da 8 ay rıhtımda kaldıktan sonra Beşparmak Dağları’nın eteklerine döküldüğünü belirtti.
   Erol Emin, söz konusu kum için tedarik edilen uzman raporunda ise kumun solunması durumunda “kanser yapar” uyarısının yapıldığını vurguladı.

“Karakol bölgesi ve ilkokul tehlike altında”

   Geçtiğimiz günler ithal edilen 4 bin tonluk Petro Kok Kömürü’nün halen limanda boşaltımının sürdüğünü anlatan Erol Emin, Tabipler Birliği ve Yeşil Barış Harekatı’nın kömürün insan sağlığına büyük zararı olduğunu açıkladığını söyledi.
   Liman çalışanlarında çeşitli hastalıklar mevcut olduğunu belirten Emin, kısa süre önce kanserden bir arkadaşlarını kaybettiklerini, iki arkadaşlarının da amansız hastalıkla mücadele ettiğini belirtti.
   Liman yakınındaki Karakol bölgesi ve ilkokulun tehlike altında olduğuna dikkat çeken Emin, Gazimağusa Limanı’nın turizm açısından daha önemli bir liman olabileceğine inanç belirtti.
   Erol Emin, sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimlerinin Mağusa Limanı için mücadeleye çağırdığını söyleyerek, mücadelede yalnız bırakılmaları durumunda çok geç kalınacağını açıkladı.
   Liman içerisinde atıl durumda bulunan iş araçlarına da değinen Emin, bunun da limandaki otorite boşluğundan kaynaklandığını belirtti.

Atai: Liman için yapılması gerekenler var

   Mağusa Çevre Platformu Sözcüsü ve Mağusa Suriçi Derneği Başkan Yardımcısı Serdar Atai de platform olarak yayınladıkları manifestodan sadece Silica kumunun kaldırılması konusunda başarıya ulaştıklarını söyledi.
    Gazimağusa Limanı’nın ticari bir liman olmaktan çok, turizme yönelik liman olması gerektiğine vurgu yapan Serdar Atai, bunun esnafa yansıyacağına inanç belirtti.
   Atai, 10 maddelik manifestolarında yer alan diğer 9 maddenin çözüm beklediğinde işaret ederek, şöyle devam etti:
    “Dökme çimentonun paketlenmiş veya slingler içerisinde ithal edilmesi, dökme yüklerin ve hayvan yemlerinin tahliyesi için kullanılan makinelerin AB kriterleri ile iş ve çevre sağlığı yönetmeliğine uygun hale getirilmesi, hurdaların limanda istiflenmeden, liman dışında kendilerine ayrılan özel alanlarda ve şehrin uzağında bekletilip, presleme işleminden geçirilmiş şekilde ihraç edileceği günü limana getirilmesi, tersanelerin, çevre dairesi ve ilgili daireler tarafından insan ve çevre sağlığı koşulları yönünden denetlenmesi, Port İsbi’de bulunan petrol rafinerine ait parçaların, insan ve çevre sağlığına yönelik oluşturdukları potansiyel zararlar yönünden incelenmesi ve bunların üzerinde yapılacak işlemlerin denetlenmesi, liman içerisinde ve serbest limanda bulunan bazı binalardaki asbestle kaplı çatıların uzman ekiplerce çevreye zarar vermeden sökülerek imha edilmesi.
  Tüm bu saydığımız çevreye zararlı faaliyetlerin, mümkün olan en kısa zamanda Mağusa Liman Bölgesi dışında seçilecek mevkie taşınması için ivedilikle çalışma başlatılması, limandaki devlet çalışanlarının, esaslı bir sağlık taramasından geçirilmesi, Deniz Yıldızı ve çevresindeki apartmanların kanalizasyon şebekelerinin, uygun koşullarda deniz kirliliği yaratmayacak şekilde rehabilite edilmesini istiyoruz.”

“Turistik limana dönüştürülmeli”

   Serdar Atai, Mağusa Suriçi Derneği olarak Mağusa Limanı’nı birinci derecede tarihi eser olarak nitelendirdiklerini söyledi.
   Limanın turizmi destekler şekilde yeniden yapılandırılmasının gerekliliğine vurgu yapan Atai, ticari limanın bir an evvel ya başka bir yere taşınmasını, ya da yalnızca konteynır taşıyan yük gemilerine hizmet verecek bir yapıya dönüştürülmesini arzuladıklarını ifade etti.
   Dernek olarak esas hedeflerinin Mağusa Limanı’nı kurvaziyer ve yolcu gemilerinin ziyaret edeceği turistik limana dönüştürülmesi olduğunu belirten Atai, bunun başarıldığı takdirde sur içinin canlanacağını söyledi.

Ümiter: Çevreye olumsuz etkisi büyük

   Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS) Gazimağusa Bölge Sorumlusu Ceyhun Ümiter ise müzakerelerinde de gündem konusu olan Mağusa Limanı’na hükümet tarafından gerekli ilginin gösterilmediğini söyledi.
   Liman içerisinde bulunan hurdalar, çevreye zararlı toz yayan dökme çimento fabrikası, cam tozu ve dökme hayvan yemleri gibi yüklerin çevreyi olumsuz yönde etkilediğini belirten Ümiter, bu durumun sadece liman değil, kentin tamamı için sıkıntı yarattığını söyledi.
   Ceyhun Ümiter, “Yakın geçmişte yapılan araştırmalarda da görüldüğü gibi, Mağusa kanser vakalarında birinci sırada yer almaktadır. Uluslararası alanda da gündem konusu olan Mağusa Limanı ile ilgili olarak hükümetin daha hassasiyetli yaklaşım göstermesi ve limanın dünya standartlarına uygun hale getirilebilmesi için gerekli çalışmaları eksiz yapması gerekmektedir” dedi.

Türkiye’nin durumunda değişiklik yaşanmaz

TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Selçuk Ünal, Rum kesiminin AB dönem başkanlığı sürecini değerlendirdi:

Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Selçuk Ünal, Avrupa güvenlik ve savunma kimliği çerçevesinde Türkiye’nin katkı verdiği herhangi bir birlikte veya unsurda bir komuta değişikliğinin söz konusu olmadığını söyleyerek, “Rum kesimi dönem başkanlığı tarafından eğer başka şeyler gündeme getirilmeye çalışılırsa bunlar tek tek ayrıca değerlendirilecektir” dedi.
   Sözcü Ünal, basını bilgilendirme toplantısında Rum kesiminin AB’nin savunma ve güvenlik dönem başkanlığını da üstlendiği hatırlatılarak, Türkiye’nin Kosova ve Bosna’daki mevcudiyeti ile ilgili bir değişikliğin olup olmayacağının sorulması üzerine şunları kaydetti:
   “Öncelikli olarak düzeltme yapmak lazım, Danimarka Avrupa güvenlik ve savunma kimliği için çalışmanın bir kısmından kendini soyutlamış durumda. Bu çerçevede dönem başkanlığını devraldığında bazı konuları devralmayacağını AB Komisyonu’na bildirdi ve bu AB’nin yerleşik kuralları çerçevesinde bir sonraki dönem başkanına soruldu, onlar da bu konuları yürütebileceklerini açıklamışlar.
   Ancak burada şunu demek gerekiyor; Avrupa güvenlik ve savunma kimliği çerçevesinde zaten Türkiye’nin tutumu net. Burada katkı verdiğimiz herhangi bir birlikte veya unsurda zaten bir komuta değişikliği söz konusu değil. Rum kesiminin devralacağı herhangi bir komutanlık söz konusu değil. Bizim katkı verdiğimiz misyonlardaki komutanlar zaten belli, onlar da başka AB ülkelerinden. Bu katkılarımızda şu aşamada değişiklik yapmamızı gerektirecek bir hususu henüz görmedik.”
   Ünal, Türkiye AB üyesi olmadığı için AB Savunma Bakanları çerçevesindeki toplantılara zaten katılamayacağını da söyleyerek, eğer Rum kesimi AGSP’ye katkı veren ülkeler için kendi dönem başkanlıkları altında bir toplantı daveti yapacak olursa, bu konudaki tutumlarının bilindiğini, böyle bir toplantıya katılmayacaklarını belirtti.
   Sözcü Ünal, “Türkiye ve Türkiye gibi AGSP’ye katkı veren ülkelerin muhatabı Sekreterya’dır yani AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Komiseri Catherine Ashton’dır. Bizim resmi muhatabımız Sekreterya ile Sekreterya’nın başı konumundaki Sayın Ashton ve bundan sonra da öyle olacak. Bunun dışında Rum kesimi dönem başkanlığı tarafından eğer başka şeyler gündeme getirilmeye çalışılırsa bunlar tek tek ayrıca değerlendirilecektir. Ama bize yönelik bir davet olsa bu toplantıya katılmayacağımız tabidir, bu yeni birşey değil” diye konuştu. 

İlgim yok

Güzelyurt’taki ‘eğlence alemi’ sonrasında çok sayıda kişiden telefon aldığını belirten Mecal Fellahoğlu açıklama yaptı:

Güren TİLKİ

   Güzelyurt bölgesinde yaşanan ‘eğlence aleminin’ medyaya yansımasından sonra, çok sayıda kişiden telefon aldığını ve bazı çevrelerce ortaya atılan isimler arasında kendisinin de yer aldığını iddia eden Mecal Fellahoğlu “bu alemin içinde ben yoktum” dedi.
   Olayla hiçbir bağlantısının olmadığını açıklayan Fellahoğlu, kendisini gerek iş yerinden, gerekse cep telefonundan çok sayıda kişinin aradığını belirtti.
   “Taciz edenler bile oluyor” diyen Fellahoğlu, eğlence alemine katılan 6 kişiden biri olmadığını ifade etti.
   KIBRIS muhabirini arayıp, açıklama yapmak istediğini söyleyen Fellahoğlu “İsmimin birçok kişinin ağzında dolaşmasından tedirgin ve rahatsızım. Eğlence olarak adlandırılan geceyle hiçbir ilgim yoktur” dedi.
   Tanınmış işadamı Vedat Fellahoğlu’nun kızı olduğunu anımsatan Mecal Fellahoğlu, bu olay yüzünden rahatsız edilmek istemediğini kaydetti.

Rauf Denktaş vefat etti

KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş 88 yaşında hayatını kaybetti.

 

 
 
ntvmsnbc ve Ajanslar
Güncelleme: 22:13 TSİ 13 Ocak. 2012 Cuma

LEFKOŞA – Yakındoğu Üniversitesi Hastanesi’nin yoğun bakım servisinde 9 Ocak Pazar gününden bu yana tedavi gören KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, vefat etti.

İç organlarında dün yetersizlik başgösteren Denktaş, bu sabah itibarıyla solunum cihazına, akşam saatlerinde ise diyalize bağlanmıştı.

Denktaş’ın vefatı, oğlu Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Başbakan İrsen Küçük’ün de katıldığı basın toplantısında hastane başhekimi Dr. Sevim Erkmen tarafından açıklandı.

Denktaş’ın 24 Mayıs’tan itibaren yaşadığı sağlık sürecinden söz eden Erkmen, ”Yoğun ve başarılı bir tedavi süreci, kurucu cumhurbaşkanımızı, önceden varolan kalp-akciğer sorunu ve ileri yaşın da etkisiyle ancak 8 ay yaşatabilmiş, maalesef bu akşam saat 22.00 itibariyla Hak’kın rahmetine kavuşmuştur. YDÜ ailesi olarak kendilerine Allah’dan rahmet, yaslı ailesine sabırlar diliyoruz. Tüm ulusumuzun ve Türk dünyasının başı sağolsun” dedi.

Denktaş’ın, 17 Ocak Salı günü yapılacak devlet töreniyle toprağa verileceği bildirildi.

RAUF DENKTAŞ’IN HAYATI
Rauf Denktaş, adı Kıbrıs’la özdeşleşen, Kıbrıs deyince akla gelen ilk isimdi.

1924′te dünyaya gelen Denktaş, 88 yıllık yaşamının çok büyük bir bölümünü Kıbrıs davasına adadı.

İlk ve ortaöğrenimi Kıbrıs’ta tamamlamasının ardından İngiltere’de hukuk eğitimi aldı.

Aynı yıl adaya dönüp, genç bir avukat olarak, Kıbrıslı Türklerin mücadelesine liderlik eden doktor Fazıl Küçük’ün yanında çalıştı.

Ama Kıbrıslı Türkler onu, 1948′de, henüz 24 yaşındayken, Enosis’e karşı düzenlenen ilk büyük mitingte tanıdı. İlk kez halka seslendiği bu miting, yarım asrı aşan siyasi hayatının da başlangıcı olacaktı.

 

 

 

1958 Haziran’ında Rumların yeraltı örgütü EOKA’ya karşı Kıbrıslı Türkleri korumayı amaçlayan Türk Mukavemet Teşkilatı’nın 4 kişilik ilk hücresinde yer aldı.

Denktaş, “Toros” kod adıyla bir numaralı TMT mücahidi olarak kaydedildi.

1959′daki Londra-Zürih anlaşmalarıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasının hazırlanması çalışmalarına katılan Denktaş 1960′ta Türk Cemaat Meclisi Başkanlığı’na seçildi.

3 yıl sonra, 1963′te cumhuriyetin yıkılması ve Rumların saldırılarının yeniden başlamasıyla Kıbrıslı Türkler, dolayısıyla Rauf Denktaş için de zor günler yeniden başladı.

Devrin Rum lideri Makaryos tarafından istenmeyen adam ilan edildi ve Kıbrıs’a girişi yasaklandı.

5 yıl boyunca adaya gizli yollardan girip çıkan Denktaş, Erenköy çatışmaları sırasında iki kez ölümden döndü.

Denktaş 1974′teki Türk Barış Harekatı’nı izleyen süreçte kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin de ilk devlet başkanlığını üstlendi.

1983′te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan eden Denktaş, 1985-2005 yılları arasında aralıksız cumhurbaşkanlığını yürüttü.

Klerides’in ardından müzakere masasında sırasıyla karşısına Makarios, Kiprianu, Vasiliu, tekrar Klerides ve Papadopulos oturdu.

5 Rum yönetimi liderinin yanı sıra, 5 Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, 6 Türk Cumhurbaşkanı ve 13 başbakanıyla çalıştı.

Zorluklarla dolu bir siyasi mücadele veren Rauf Denktaş tam 3 kez de evlat acısı yaşadı. 6 çocuğundan üçünü kaybetti.

Çoğu Kıbrıs sorunuyla ilgili 50′nin üzerinde eseri bulunan Denktaş, adı ülkesiyle birlikte anılan liderler arasında tarihteki yerini aldı.

Kıbrıs Chat Kıbrıs Sohbet Kıbrıs Muhabbet Sitesi

Seslikibris.com Sesli Görüntülü Chat Sitesi

Kıbrıs chat kanalı olarak açılmış olan sitemizde kameralı sesli chat sohbet ortamı oluşturmak amacıyla çaışmalarımızı başlatacaz güncel kıbrıs chat kanalımıza tüm kıbrıs yavru vatan severler davetlidir !